Akhisar Dostlar Meclisi’nde “Akhisar’ın Su Gerçeği” başlığıyla düzenlenen söyleşide yeraltı su kaynaklarındaki azalma, kontrolsüz su çekimi ve tarımsal sulamada verimlilik konuları kapsamlı biçimde ele alındı. Programın açılışında Dostlar Meclisi Kurucu Üyesi Hüsnü Erer, yeraltı sularını “teknik bir konu değil, yaşam meselesi” olarak nitelendirdi; suyun tarım, üretim ve kentin geleceği için kritik bir unsur olduğunu vurguladı.
Etkinlikte konuşan Dr. Orhan Gökdemir, suyun iklim ve toprakla ilişkisini, su döngüsünü ve kaynakların verimli kullanımını bilimsel çerçevede değerlendirdi. Doç. Dr. Özgür Avşar ise Manisa ve Akhisar ölçeğinde içme suyu temininde sondaj bağımlılığına dikkat çekerek, yeraltı suyunun yağıştan aldığı payın sınırlı olduğuna işaret etti. Konuşmalarda, suyun küresel ölçekte bol görünmesine karşın kullanılabilir tatlı su oranının oldukça düşük olduğu, bu nedenle her havzada kaynak yönetiminin stratejik bir planlama konusu haline geldiği dile getirildi.
Programın ana gündemlerinden biri Gediz Havzası oldu. Sunumda, Türkiye’de 25 ana havza bulunduğu belirtilirken, Akhisar’ın da içinde yer aldığı Gediz Havzası’nın Manisa ile büyük ölçüde örtüştüğü kaydedildi. Bu çerçevede su yönetiminde ilçe sınırlarının ötesine geçilerek “havza bazlı” yaklaşımın zorunlu olduğu vurgulandı. Uzmanlar, bir bölgede yağan yağışın aynı havzadaki farklı yerleşimlerin ve tarım alanlarının su dengesini etkilediğine dikkat çekti.
Yeraltı sularının yapısı ve işleyişine ilişkin teknik başlıklarda “akifer” kavramı öne çıktı. Yeraltında suyu tutan ve ileten jeolojik birimlerin akifer olarak adlandırıldığı, suyu tutsa da çok az ileten birimlerin ise farklı özellikler gösterdiği anlatıldı. Sunumlarda, yeraltı suyunun “yeraltı gölü” gibi durağan olmadığı; tıpkı yüzey suları gibi hareket ettiği, ancak hızının daha düşük olduğu ifade edildi. Bu nedenle yeraltı suyunun yenilenme sürecinin uzun olduğu, aşırı çekimin etkilerinin kısa vadede fark edilmese bile orta-uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabileceği dile getirildi.
Konuşmalarda suyun paylaştırılması ve kayıp kalemleri de ayrıntılı biçimde değerlendirildi. Yağışın önemli bölümünün buharlaşma ve terleme yoluyla atmosfere geri döndüğü, yeraltı suyunu besleyen sızma payının ise sınırlı kaldığı aktarıldı. Bu tablo, özellikle tarımsal sulamada verimliliğin “kilit alan” olduğunu ortaya koydu. Etkinlikte, tüketilen yeraltı suyunun en büyük bölümünün tarımsal sulamada kullanıldığı vurgulanarak, yapılacak küçük oranlı verimlilik artışlarının bile hem içme suyu temininde hem de tarımsal üretimde sürdürülebilirliği güçlendirebileceği kaydedildi.
Akhisar’ın içme suyu altyapısına ilişkin verilen bilgilerde, ilçede içme suyu ihtiyacının büyük ölçüde yeraltı suyu sondajlarından karşılandığı, kapasiteyi güçlendirmek amacıyla yeni sondaj çalışmalarının planlandığı ifade edildi. Ayrıca DSİ tarafından yapımı sürdürülen Gürdük Barajı’nın tamamlanmasıyla içme suyu ve sulama açısından daha uzun vadeli bir planlamanın mümkün olabileceği belirtilerek, barajın su tutma kapasitesi ve sulama alanı büyüklüğüne ilişkin bilgiler paylaşıldı. Katılımcıların sorularında, suyun tarımda kullanım miktarı, ürün deseni, toprak yapısı, rüzgâr ve sıcaklık gibi değişkenlerin sulama ihtiyacını nasıl etkilediği gündeme geldi; “bitkinin ihtiyacı kadar su” yaklaşımının önemine dikkat çekildi.
Programın soru-cevap bölümünde, kirlilik riski ve özellikle yeraltı sularının kirleticilere karşı kırılganlığı öne çıkan başlıklardan biri oldu. Tarımsal kimyasalların izlerinin uzun yıllar yeraltı sularında kalabildiği vurgulanırken, maden arama ve işletme faaliyetlerinin su kaynaklarına olası etkileri de tartışıldı. Konuşmacılar, metalik madenlerde kullanılan kimyasallar, atık depolama alanları ve aşırı yağış gibi etkenlerin çevresel riskleri büyütebildiğine dikkat çekti.
Bir diğer başlık ise “depolama ve taşkın rejimi” oldu. Katılımcılar, ani ve şiddetli yağışların sele dönüşerek kısa sürede akıp gitmesinin hem can-mal kaybı hem de suyun etkin yönetimi açısından sorun oluşturduğunu dile getirdi. Uzmanlar, havzaların tepki süresini uzatmanın, yani yağışın kısa sürede dere yataklarına inmesini yavaşlatmanın yolunun; suyun beslenme alanlarında orman ve yeşil örtüyü güçlendirmekten, üst havzalarda doğru arazi yönetimi uygulamalarından ve kirlenmeyi önleyici tedbirlerden geçtiğini belirtti.
Deniz suyunun arıtılması konusu da gündeme geldi. Konuşmacılar, teknik olarak mümkün olmakla birlikte yüksek enerji ihtiyacı, maliyet ve yoğun tuzlu atık deşarjının deniz ekosistemine etkileri nedeniyle bu seçeneğin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Yeraltı suyundan su temininde ise bir başka kritik nokta olarak “enerji bağımlılığı”na dikkat çekildi; sondajların elektrik kesintilerinden doğrudan etkilendiği, derinlik arttıkça enerji maliyetinin yükseldiği, bunun da ayrı bir kırılganlık alanı oluşturduğu kaydedildi.
Program boyunca ortak vurgu, su yönetiminin siyaset üstü bir “gelecek meselesi” olduğu yönünde şekillendi. Uzmanlar ve katılımcılar; kaçak kuyularla mücadele, basınçlı sulama yöntemlerinin yaygınlaşması, ürün deseninin su kapasitesine göre planlanması, kirlilikle etkin mücadele ve havza ölçeğinde koordinasyonun güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Etkinlik, suyun “stratejik güvenlik unsuru” haline geldiği vurgusuyla sona erdi.
Haber: Barış GEZİCİ
Yorumlar
Kalan Karakter: