İnsan doğası gereği üretmek isteyen, yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek için ön sezilerini, gücünü, yeteneğini kullanan düşünsel bir varlıktır. Her gün yaşamın içerisinde varolmaya çalışıyor ve varoluşumuzu sunuyoruz. Bazı ortamlarda görmezden geliniyor bazı ortamlarda ön plana çıkıyor bazı ortamlarda görünmez olma çabasına giriyoruz. Ortama göre şekil alıyoruz isteyerek veya istemeyerek burada ölçütümüz tahammül seviyemiz oluyor. Tahammülümüz derecesinde uyum sağlıyor veya ortamlardan uzaklaşıyoruz. Bu noktada ihtiyaçlarımız da devreye girmekte. Bazen istemediğimiz bir iş ortamına katlanıyoruz bilmukabele bozuk insan ilişkilerine de… Yıpranıyoruz ve her yıpranma ile birlikte kabuğumuza çekiliyoruz.
İnsan olarak doğamız gereği üretken olmalıyız. Ürettiğimiz sürece değer yaratır ve rol model oluruz insanlara. Bazılarımızın varoluşu bu şekildedir. Mutluluk, topluluğumuzun dayattığı gibi salt evliliğe, çocuk yapmaya bağlanmamalı. Çoğu insan toplumun bu beklentisi ile evleniyor küçücük yaşta, hiç durup düşünmeye vakti olmadan. Bir döngünün içerisinde buluyor kendini. Tabiki bazılarımız için bu istenilen ve amaç edinilen bir toplumsal olgu. Fakat buradaki ayrım; istemek… Aynı zamanda hayat sadece evlilik üzerine oturtulan bir dinamik olmamalı. Hayatın içerisinde aktif rol almak gerekir. Evlilik isteyenler için de son nokta, evlenip çocuk yapmak olmamalı sadece ve bu noktada eşler birbirini destekleyici olmalı her anlamda. Karşılıklı birbirlerine değer katmalı ve hayatlarını kolaylaştırmalılar. Bu noktada eşler arasındaki alma- verme dengesi önemli. Hep kendinden veren bir partner sonunda tükenir ve o evlilikte veya ilişki de tek taraflı gelişim söz konusu olur ve bu birliktelikler devam etmez. Karşılıklı saygı- sevgi, ihtiyaçlar, beklentiler önemli. Gençler bu noktada bunları baştan konuşmalılar.
Yazımın başlarında ele aldığım gibi evlenmeyen insanlar da var toplumumuzda veya evlenmek isteyip de ruh eşini bulamamış insanlar da söz konusu. Toplumun dayatmalarına aldırış etmeden hatta yeri geldiğinde dayatmalar ile mücadele eden insanlar…
İnsanın yaşamsal evresinde bağ kurmak ve insani bağlantılar çok önemli. Günümüzde bağlar çok zayıf. Derinlik ya yok ya da çok az insan da var ve çoğunluk derin olan insanlara “ sen çok duygusalsın, sen çok hassassın” cümleleri ile yaftalamış durumda. Goethe’ nin de dediği gibi “Dünya, hassas kalpler için cehennem gibidir.”
Artık insanlar, insanlara ambalaj ürünler gibi bakmaya başladı zannımca. Merak et, ambalajı aç ve tüket. Kan emici ve narsist insanların gözünde birer meta haline geldik ve kendilerine benzemeyen derin bağlar kurmak isteyen insanlara da hassas damgası vurup kendilerini normalleştirdiler. Fakat kaçılamayacak bir nokta var ki; o da şudur, o içlerindeki boşluk hissinden hiç kurtulamayacaklar ve bir bakacaklar ki ömür bitecek. Doyumsuz ruhları değer üretmeden, değersizleşerek gidecekler.
Bir diğer konu ise aidiyet duygusu. İnsanın kendini bir bireye veya bir topluluğa veya bir gruba ait hissetmesi ile oluşan psikolojik bir bağdır. Ait hissedemediğimiz hiçbir insan veya mekan bizi tutamaz. Sınıfta bir öğretmen olarak ders anlatırken de oraya ait olduğumuzu hissedip o güçlü bağı hissetmiş ve kendimize öğretmenlik rolü biçerek okula, kuruma veya sınıfa ait hissedebiliriz. Bu durum öğrenciler için de söz konusu veya bir şirkette çalışan farklı pozisyonlarda görev alan çalışanlar için de geçerli. Toplumun en küçük temel taşı olan çekirdek aile de bu çok daha önemli. Çocuk bu bağı, aidiyet duygusunu almalı aileden. Alamayan çocuk insanlara kolay kolay güvenmez, kendini ait hissedemez. Anlaşılmak için kendi çevresini ve alanını oluşturma çabasındadır. Yani insan doğası anlamak ve anlaşılmak üzerine kuruludur.
Ait hissedemeyen insan o bağı oluşturmak için, kendinin her versiyonunu keşfeder neleri yapabileceğini görür başarı sınırlarını zorlar ve kabuğundan dışarı çıkar. Sonra ne mi olur? Ait olamadığı yerlere neden ait olamadığını anlar. Çünkü dar bir kaba sığamamaktadır. Olduğumuz yerler, neden olamadığımızın cevabını verir. Çünkü bizim için hayatı anlamlı kılmak demek, değer üretmek, yerinde saymamak, kişisel bakımımıza önem verdiğimiz kadar kişisel gelişimimize de önem vermek demek. Ne diyordu peygamberimiz, “ Bugünü, dünden farksız olan ziyandadır.” Küçüklüğümde düstur edindiğim cümle. Saygı ve sevgi ile…
Eylül SEYHAN
Yorumlar
Kalan Karakter: