Uyum sağlamak mı seçilmiş bir ortam mı?
Uyum sağlamak deyince aslında çoğu insanın aklına gelen; bulunduğun ortama uyumlanma gibi algılanıyor. Çünkü çoğunluk bir olay ve olgu hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan aman problem çıkmasın düşüncesi ile kötü cümlelere ve kötü davranışlara uyumlanıyor farkında olmadan. Çoğunluğa göre değil sağlam bir duruş sergileyerek hakkaniyete ve insaniyete göre hareket edilmesi lazım ki burada kişinin kendisinde sağlam bir duruş gerekir. Sağlam bir karakter ve sağlam bir duruş da ancak ve ancak kişinin kendi kişisel gelişimine odaklanması ve çok okuma ve çok araştırmacı olma ve iyi bir gözlem ile olur.
Uyum, toplumda psikolojik olarak kötü amaca hizmet eden bir algı halini almaya başladı. Nasıl mı? Kötü amaca hizmet eden bireylerin bir araya gelip yönetemedikleri insanı kontrol etme isteği ile oluşan algı operasyonu ile… Konuyu daha fazla açmak isterim ki; kendini geliştirmiş, kendinden emin olan bireyin benliğini sarsmak için onun algısı iler oynamaya çalışırlar. Bunu tek başlarına yapamayacakları için topluluk halinde ilerler ki onlardan şüphe duyulmasın, insanlar olay veya olguyu sorgulayacaklarında “çoğunluk bu yönde o yalnız, çoğunluğun vardır bir bildiği algısı oluşturmak…” Bu noktada Carl Gustav Jung der ki; “Düşünmek, zor bir sanattır. Bu sebeple çoğunluk sürüyü takip eder.” Son zamanlar da sosyal mecralarda dolaşan tüm kitlelerin dikkatini çeken penguen videosu bilirsiniz çok konuşuluyor. Gündem olan “ nihilist penguen” 2007 yılında çekilen bir belgeseldeki kısa sahneden geliyor. Bu penguen sürüsünden ayrılarak, normal yaşamının dışında bilinmeyene doğru tek başına ilerliyor. Yıllar sonra keşfedilerek bu sahne keşfedilip sosyal medya da paylaşılmaya başladı. Çoğu insan bir toplulukta onay almak ve övülmek uğruna kendi olma cesaretinde bulunamaz. Bu konu ile ilgili ünlü düşünür Nietzsche der ki; “ Seni övdükleri sürece, kendi yolunda gittiğini sanma sakın; başkasının yolunda gidiyorsun .”
Uyum, tek kişi tarafından özümsenmesi gereken bir kavram olmamalı. Karşılıklı uyumlanma daha doğru olacaktır diye düşünüyorum. Burada ise bireylerin, birbirilerinin alanlarına saygı duyması, varoluşa saygı- öze saygı önemli. Çoğunluklu bir ortamda yaşarken kendi hakkını gözettiğin kadar karşı tarafın haklarını da ihlal etmemek. Ne demiş atalarımız; “ Kendine yapılmasını istemediğin bir davranışı( şeyi ) başkasına yapma. Ben değil, biz olabilme güdüsüne sahip olabiliyorsa o ortamda ne mutlu. Bu güdüye sahip olunamayorsa da saygı duymak önemli sadece. Ego’ dan bahsedecek olursak sadece kendi egosuna hizmet eden hep ben diyen bir insandan da uzak durmak lazım. Ama hep “ ben en hakiki varlığım, benim sözüm geçer.” cümlesini insanlarda, davranışa yansıyan bir hal içerisinde görebiliyoruz. Empatiden yoksun, insanlar ve biz bu insanların yerine de çok empati kuruyoruz. Sonra insanı olmayan bir şekilde insanların elinde tartaklanıyoruz. Biz iyi insanlarda da iyilik de denge, empati de denge lazım. Her şeyi anlama çabası değil, gerekeni gerekli yerde anlamak önemli. Eğer anlamak ve anlaşılmak karşılıklı anlam ifade etmiyorsa bir tarafta sürekli beni anlasınlar çabası varsa, tek taraflı çırpınış yorucu olacağından en sağlıklısı saygı duyarak uzaklaşmak… Hani dillere peleseng olmuş bir cümle var ya “ kimse, kimseyi sevmek zorunda değil ama saygı duymak zorunda.” Evet, tam olarak öyle. Saygı, sevgiyi doğurur zaten. Ama saygısızlık da sevgiyi tüketir. Kısacası sürekli uyum sağlayan insan yorulur, kendi olamaz, tükenir. Sınırlar, bu noktada çok önemli. Karşı tarafın da sınırlarını ve kendi sınırlarımızı bilerek hareket etmek en erdemli davranış olsa gerek. Saygı ve sevgi ile… Sağlıcakla kalın.
Yorumlar
Kalan Karakter: