1964 yılının yaz sonu…
Mahallede ayakkabılar toz, pantolon dizleri yırtık ama gözlerde bir tutku vardı: Futbol. Hacıoğlu kahvesinin önüne toplanan biz çocuklar, ne yaptığımızın belki de o an farkında bile değildik.
Ama sonra biri dedi ki: “Neden bizim de bir takımımız olmasın?”
İşte 6 Eylül Spor böyle doğdu.
Akhisar’ın kurtuluş günüyle aynı tarihte, 6 Eylül 1964’te…
Mahallemizin adıyla, ruhuyla… Hacıishak’ın toprağından, göçmenlerin alın terinden yoğrulmuş bir takımdı bu. Kırmızı-beyaz renkleri, sadece Türk bayrağının değil; bu topraklara tutunma mücadelesinin, dostluğun ve inancın simgesiydi.
O zamanlar forma yoktu, kale direği yoktu ama yürek vardı.
Saha dediğimiz yer, sokak arasıydı. Hakem yoktu ama adalet vardı. Tribün yoktu ama mahalleli balkondan, damdan, kapı önünden tezahürat yapardı. Her galibiyet, sanki bir ülkenin zaferi gibiydi. Çünkü biz sadece maç kazanmıyorduk… Birlik, dostluk, aidiyet kazanıyorduk.
Yıllar geçti…
Top yuvarlak ama hayat köşeliydi.
Nice arkadaş göçtü, nice genç yetişti. Ama o 148. Sokak, hâlâ 6 Eylül ruhunu yaşatıyor. Kahvede hâlâ aynı masa, aynı soba, aynı anılar… Ve zaman zaman o günlere dönerken, içimizde bir çocuk tekrar “başlayalım mı?” der gibi ayağa kalkıyor.
Ben bu satırları yazarken, geçmişi değil, aslında geleceği görüyorum.
Çünkü 6 Eylül, bir mahalle takımı değil; bir kültürdür, bir duruştur, bir vefadır.
Unutmayın, bir mahallenin kaderini değiştiren şey bazen yalnızca bir top ve inançtır.
Selam olsun o sokağın çocuklarına…
Selam olsun 6 Eylül’e…




Yorumlar
Kalan Karakter: