SUÇLU KİM?
ARTIK HİÇBİR ÇOCUK İÇİN GÜVENLİK YOK, HİÇBİR ANNE BABA İÇİN UYKU YOK.
Çok zamandır okullarda yaşanan şiddeti, öğretmenlerimiz için güvenliği konuşurken bugünün geleceğini korkarak bekliyorduk. Son iki günde yaşanan olaylar ve ölümle sonuçlanmış olması ne kadar ciddi bir noktaya geldiğimizi görtermektedir.
Ben de anneyim. Devlet okullarında okuyan bir ilkokul bir de ortaokul öğrencisi iki çocuğum var. Süreç bu noktaya gelmeden önce okul kapı önlerinde, veli toplantılarında bu konuları hep tartıştık. Her veli gibi çocuklarımız için endişelendik. Çok yönü olan bu konu hakkında bazen karşı karşıya geldik.
Veliler okulu ve yönetimi, öğretmenler velileleri, bazen de veliler velileri suçladı. Ama hep bir suçlu aradık. Çözüm ne olacak deyince hepimiz çaresiz kaldık.
Her noktası farklı farklı ele alınması ve üzerinde durulması gerekiyor. Ben çok kısa özetleyeceğim. En baştan. Tertemiz hislerle doğan, saf, pırıl pırıl çocukların nasıl 16, 17 yaşlarında katil olduğunu size anlatacağım. Hem de çantasında sayısız silah ile okulu basacak, arkadaşlarını öldürecek ve hiç düşünmeden kendi canına kıyacak birine dönüşünü anlatacağım.
Bir insan 16 yıllık hayatında ne yaşamış olabilir ki bir katile dönüşsün…
Münferit olarak daha çok erkek çocuklarında bu süreç daha baskın. Aile de başlayan bu süreçte doğar doğmaz ilk oyuncağı silah olan bir çocuk… Vurması ve kırması alkışlanan erkek olduğu için gurur duyulan bir beden…Küçük yaşlarda ekranlar da şiddet içerikli diziler izlemesi için gerekli ortam hazırlanıyor. Denetimler yetersiz, hadi yine devlet sorumlu olmasın aile engellesin diyelim. Ama bu süreç o kadar destekleniyor ve alttan alta işleniyor ki şiddet bu çocukların damarlarına sızıyor. Gelelim telefon ve bilgisayar oyunlarına. Tertemiz bir beyin ile hayat başlayan bu çocukların tüm hisleri ve duyguları uyarım altında… Kendi hislerini ve davranışlarını kontrol edemez hale geliyorlar. Daha kreş günlerinde kontrol altına alınamayan bu çocuklar. İlkokul günlerinde sinyaller vermeye başlıyor. Tabii artık devreye elleri, kolları bağlanmış öğretmenler giriyor. Öğretmen çaresiz, okul çaresiz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın disiplin konusundaki yaklaşımı, bu çocukların okuldan uzaklaştırılamaması ve sonuçta oluşan cezasızlık algısı. Yıllar bu şekilde ilerliyor. Sonra geliyor ortaokul yılları. Bu çocuklar zorunlu eğitim nedeniyle halen okuldalar. Ama huzursuzlukların, kavgaların dozu değişiyor. Artık bu çocuklar her noktadan şiddetle donanmış kişiler olarak canlı bomba oluyorlar.
Aile yapısı, sosyal çevre,televizyon programları, özenilen diziler,videolar, şiddet içerikli oyunlar.Cezasızlık algısı, zorunlu eğitim,bitmek bilmeyen bir kısır döngü.
Şimdi bunları bir kenara koyup çözüm üzerinde durmalıyız. Öğretmenlerimizin eylem yapması, birkaç gün ah vah etmemiz, sosyal medyadan paylaşımlarımız sonuç vermiyor.
Herşeyden önce okullarda güvenlik problemi çözülmeli. Bir çocuk elini kolunu sallayarak bir çanta silah ile okula girememeli. Tüm bu yaklaşımda olan çocuklar için rehabilite hızlandırılmalı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı hızlıca bir çözüm merkezi kurmalı. Öğretmenler eylem halindeyken biz veliler sadece konuyu takip etmemeliyiz. Bu siyaset üstü konuyu hepimiz birinci gündemimiz yapmalıyız. Acilen tüm sivil toplum örgütlerini harekete geçirerek siyasi akışı hızlandırmalıyız.
Kimse demesin ki ben güvendeyim. Kimse demesin ki bana ve çocuğuma bir şey olmaz. Bir davranış daha kötüsünü doğuruyor ve artık sonuçları çok acı oluyor…
Yorumlar
Kalan Karakter: