El itiyle övünürken, biz aslanımızla yeriniyoruz.
Bu haftanın başlığı çok değerli bir arkadaşımdan. Bu şehir için çabalayan, bu şehire bir marka değeri kazandırmak için mücadele eden bir değerden…Değerler üzerine konuşalım derken aslında bu hafta bu yazıyı paylaşmayı, özellikle bu konuyu gündeme getirmeyi pek istemedim. Çünkü savaş tüm gündemimiz oldu. Ama sonra dedim ki en çok aslında bugünlerde değerlerimiz hakkında konuşmaya ihtiyacımız var. Birliğimiz,bütünlüğümüz, bayrağımız için çok daha fazla bu konuyu konuşmalıyız.
Geçen hafta kendimizin, şehrimizin, ülkemizin değerlerine sahip çıktığımız güzel günlere dileyerek yazıma son vermiştim. Önümüzdeki günler belki biraz karamsar. Ama işte bu yüzden çok daha fazla değerlerimize sahip çıkmalıyız.Eğer ki değerlerimize sahip çıkmazsak ilk önce gençlerimizi, ailelerimizi, huzurumuzu kaybedeceğiz.Hergün acı bir gündem ile uyanıyoruz. Her gece yeni bir gündeme gözümüzü kapatıyoruz.
Anlamsız bir güç zehirlenmesi ve maddiyatın ön planda olduğu bu günlerde üç ana başlıkla bu konuyu değerlendirmek istiyorum.Son günlerde en çok ihtiyacımız olan 3 başlık.
Liyakat; Layık sözcüğüyle aynı kökten gelir. İşinin ehli olmak, bir işi ehlinin yapması demektir.
Etik; Bir kişinin davranışlarında ve yaptığı işte ahlak çerçevesidir.
Vefa; Sözünde durmak, o sevgiyi ve emeği ahlak temelinde sürdürme çabasıdır.
Değerler deyince neden bu üç kavramdan sözetmek istediğimi size anlatmak isterim.Bir kişi üzerinden de değerlendirsek, bir şehir, bir ülke üzerinden de değerlendirsek hayatımızda bu kavramlar yoksa eğer herşey aksamakta baştan kokuşmaktadır. Sadece tüketim üzerine kurulmuş olan bir dünyada maddiyat ekseninde yaşamaya devam eden insan ilk önce kendi değerini yitirmektedir. İnsan aslında küçük bir evrendir. Kendi değerini kaybetmeye başladığında artık sistem hata vermeye başlamıştır. İşte tam bu noktada liyakat ortadan kalkar. Hangi noktada olursa olsun. Sorumluklukları yerine getirecek kişiler görevlerinden uzaklaştırılır. Ya da o noktaya hiç ulaşamaz.Doğru noktada doğru kişiler olmayınca etik ve ahlaki bakış ortadan kalkar. Zaten artık vefa hayal olur.
Bu pencereden bakınca dünyanın yönetiminde söz sahibi insanlar dahil bu perspektifte değil mi?
Dünyanın yönetimi deyince konuşmak benim haddime değil tabi ki. Ben ilk önce bir insan olarak bu temel değerleri hayatıma yansıtabiliyor muyum? Bunun üzerinde dururum. Sonra da yaşadığım şehir hakkında konuşabilir en fazla. Haddimi aşmadan. Aslında 100 yıllık bir geçmişe sahibim , sahibiz biz mübadiller bu şehirde. Önceleri benim için bir şehrin gelişimi neden bu kadar önemli diye düşünürdüm.Tarihine, kültürüne, tarımına neden sahip çıkılmaz diye üzülürdüm. Bu şehirde 500 yıllık temeli olan kişiler önemsemezken sonra anladım ki. Ben bir beklenti içersindeyim. Köklerimle getirdiğim,balkanların kültürüyle yoğrulduğum yemeğiyle, sanatıyla, farklı bakış açısıyla bu şehirden birşeyler istemekteyim. Sanki hep eksik, hep yalnız hissettirilmişken, bazen dışlanmış hissederken yapılmak istenen bir değersizleştirme çabasından başka bir şey değilmiş. Bu şehirde söz sahibi kişiler yerlerini sağlamlaştırırken bu şehir için elini taşın altına koyacak insanlar hep susturulmuş…
Bu konuyu gündeme getirirken dikkatli ol, eski defterleri açacaksın diyen sevgili abime dediğim gibi. Yeniden konuşma zamanı. Hepimiz değerimizin farkına varacağız. Hepimiz hak ettiğimiz güzel günleri yaşayacağız. Suya sabuna dokunmadan, kimseye sen ne yapıyorsun demeden yıllar geçmiş. Ama bence artık bir dur diyebiliriz bu gidişe… En çok da bu şehrin kadınları, artık daha çok konuşacak. Daha çok çalışacak. Önümüzdeki hafta 9 Mart. Bu şehrin kadınları için yazacağım. İyi okumalar…
Sema Çolakoğlu Tekin
Yorumlar
Kalan Karakter: