6 Şubat: Enkazın Altında Kalan Saat
Takvimler 6 Şubat’ı gösterdiğinde zamanın akışı değişti. Saatler durdu, şehirler sustu, insanlık ağır bir sınavdan geçti. O sabahın soğuğu hâlâ içimde. Enkaz görüntülerine yeniden bakıyorum; her kare, her ses, her nefes bir ömür gibi.
Bir baba… Elinde bir paket bisküvi. Yanına yaklaşan gazeteci soruyor: “Elinizdeki ne?”
Baba cevap veriyor: “Bisküvi… Çocuklarıma verecektim.”
Ama çocukları artık göçüğün altından çıkmıyor. O bisküvi, bir babanın avucunda donup kalıyor. Bir umut, bir bekleyiş, bir veda…
Bir başka görüntü… Enkazın altından küçük bir kızın eli dışarı uzanmış. Babası o eli sıkıca tutuyor. Bırakırsa sanki tamamen kaybedecek. O anı görenler dayanamıyor; bir kurtarma görevlisi montunu çıkarıp babanın omzuna örtüyor. Soğuk, sadece havada değil; soğuk, yıkılmış hayatların içinde.
Başka bir köşede bir baba, elleriyle enkazı kaldırmaya çalışıyor. Parmakları kanıyor, sesi kısılıyor, ama durmuyor. Çünkü bir umut varsa, insanın gücü yetmeyecek hiçbir ağırlık yoktur.
Otobanda ise dev iş makinelerini taşıyan tırlar… Sürücüler gaz pedalına sonuna kadar basmış. Gözleri sadece deprem bölgesinde. Sonu ne olursa olsun, biraz daha yaklaşmak, biraz daha erken varmak için ölümüne bir hız.
Her yerde acı, her yerde gözyaşı.
Ama her yerde insan da vardı.
Ben de bulunduğum şehirde depremzedelerle ilgileniyordum. Arkadaşlarımla bir yardım grubu kurduk. Kuaför kardeşim Serap’ın dükkânını yardım eşyalarıyla doldurduk. Yetmedi. Depolar tuttuk. Nakliyecilerle birlikte evlere dağıttık. Her koli, bir nefes; her battaniye, bir sarılış gibiydi.
Adıyamanlı Zeynep teyze geldi şehrimize. Her şeyini kaybetmişti. Sosyal medyadan yardım istedim. Hande Yener, etiketlediğim paylaşımı görüp kayıtsız kalmadı; aileye destek gönderdi. Zeynep teyze benim için artık bir isim değil, bir bağ oldu. Kızının adıyla adaş çıkmamız sanki kaderin ince bir dokunuşuydu. Onlar bana emanet gibi geldiler. Biz birbirimize aile olduk. Yaraları birlikte sardık.
Deprem sadece şehirleri yıkmadı, kalplerimizden parçalar kopardı.
Hatay İskenderun’da yaşayan Şenay Okur, eşi Edis Okur ve oğulları Ege… Deprem anında göçük altında kalarak aramızdan ayrıldılar. Onların acısı içimize yerleşti. Şenay teyze öğretmendi; depremzede çocukların barınma, giyinme ve eğitim ihtiyaçlarını karşılayarak onun hatırasına tutunduk.
Edis eniştemiz veterinerdi; depremden gelen sahipsiz hayvanları sahiplendirerek onun merhametini yaşattık.
Ege… Saf, savunmasız bir çocuktu. Onun acısı içimizi dağladı. Ama başka çocukların yüzünü güldürerek, onların hayatına dokunarak acımızı biraz olsun hafiflettik.
6 Şubat bize bir gerçeği öğretti:
İyilik, en ağır enkazın altından bile çıkabilir.
Bir yaraya merhem olmak, insanı hayatta tutar.
Bir acıyı paylaşmak, yükü hafifletir.
Acılar hâlâ taze. Enkaz görüntüleri hâlâ gözümün önünde. Ama o günlerin içinde gördüğüm en büyük şey yıkım değil; insanlığın ayağa kalkma gücüydü.
İyilik bir yaraya merhem olunca gerçek anlamını bulur.
Bir acıya dokunmak, iyiliği büyütür.
Ve biz, o günden sonra şunu daha iyi öğrendik:
İyilik iyidir.
Hep iyi olun.
6 Şubat depreminde vefat etmiş tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Onları saygıyla yad ediyorum. Yakınlarına sabır diliyorum.
Unutmadık.
Unutmayacağız...
-Şeyda GÖKTEN
Yorumlar
Kalan Karakter: