“Akıllı” denilen cihazlar, insanı akıllı yapmıyor; tam aksine düşünme, sorgulama ve muhakeme yeteneğini her geçen gün biraz daha köreltiyor. Parmak uçlarımızda dönen ekranlar, zihnimizi meşgul ederken kalbimizi, aklımızı ve vicdanımızı boşlukta bırakıyor.
Sosyal medya algoritmaları; bilgi üretmek için değil, dikkat çalmak için çalışıyor. Ne izlediğinizi siz değil, neye daha uzun baktığınız belirliyor. Bir video, bir akım, bir saçmalık… Milyonlarca beğeni ve etkileşimle “normalleştirilen” her şey, çocuklarımızın ve gençlerimizin zihin dünyasına sessizce zehir akıtıyor. İçerik ne kadar sığsa, ne kadar anlamsızsa, o kadar hızlı yayılıyor. Çünkü algoritma derinliği değil, tüketimi seviyor.
En büyük tehlike de tam burada başlıyor.
Çocuklarımız; kitapla, düşünceyle, emekle değil; ekranla, hızla ve hazla büyüyor. Sabır yok, odak yok, eleştirel düşünce yok. Bir cümleyi sonuna kadar dinlemeye tahammülü olmayan bir nesil inşa ediliyor. Beğeni sayısı, değer ölçüsü; takipçi sayısı, itibar göstergesi hâline getiriliyor.
Dijital çağdan kaçamayız, evet. Ama teslim de olmamalıyız. Bilinçli dijital kullanım artık bir tercih değil, zorunluluktur. Her çocuğun eline sınırsız erişim verilen bir akıllı cihaz, masum bir oyuncak değildir. Ebeveyn denetimi, ekran süresi sınırlaması ve içerik kontrolü bir “yasakçılık” değil; açıkça koruyuculuktur.
Bu noktada sosyal medya platformlarına yaş kısıtlaması getirilmesi hayati bir gerekliliktir. Nasıl ki ehliyetsiz araç kullandırmıyorsak, zihinsel ve duygusal olgunluğu tamamlanmamış çocukları da algoritmaların insafına bırakamayız. Dijital dünya başıboş bırakıldığında, bedelini toplum öder.
Unutmayalım:
Akıllı cihazlar insanın hizmetinde olmalı, insan cihazların kölesi hâline gelmemeli.
Aksi hâlde elimizde teknoloji olur, ama akıl kalmaz.
-Şeyda GÖKTEN
Yorumlar
Kalan Karakter: