Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları dönemin değil, aynı zamanda tarihin de şahitleridir. Onlar, kitapların sayfalarına sığmayacak kadar derin bir hafızayı omuzlarında taşırlar. İşte Prof. Dr. İlber Ortaylı da bu toprakların hafızasını diri tutan nadir isimlerden biriydi.
Onun sesi, yalnızca bir tarihçinin sesi değildi; o, geçmiş ile bugün arasında köprü kuran bir bilgeydi. Osmanlı’nın koridorlarından Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan geniş bir tarih ufkunu, kendine has üslubuyla anlatırken aslında bizlere bir milletin hikâyesini fısıldıyordu.
İlber Ortaylı, yalnızca kitap yazan bir akademisyen değildi. O, tarih anlatırken geçmişi kuru bilgilerden kurtarıp bir medeniyet hikâyesine dönüştüren bir anlatıcıydı. Dinleyenler onun sözlerinde yalnızca tarih değil; kültür, kimlik ve hafıza bulurdu. Çünkü o, tarih ile millet arasındaki bağı koparmayan bir ilim adamıydı.
Bugün onun ardından konuşurken aslında bir insanın değil, bir hafızanın kaybından söz ediyoruz. Çünkü bazı insanlar vefat ettiğinde yalnızca bir beden toprağa verilmez; bir devrin tanıklığı da sessizliğe bürünür.
Fakat gerçek âlimler için ölüm bir son değildir. Onlar, yazdıkları kitaplarda, yetiştirdikleri öğrencilerde ve zihinlere bıraktıkları izlerde yaşamaya devam ederler. İlber Ortaylı da bu toprakların hafızasında uzun yıllar yaşayacak isimlerden biri olarak hatırlanacaktır.
Tarih, onun kaleminden akarken bir milletin kendini yeniden hatırlamasına vesile oldu. Belki de en büyük mirası buydu: Geçmişi unutmayan bir toplum olmanın önemini hatırlatmak.
Ve şimdi geriye şu gerçek kalıyor:
Bazı insanlar ölmez; yalnızca kitapların sayfalarına çekilirler.
Rahmet ve minnetle...
-Şeyda GÖKTEN
Yorumlar
Kalan Karakter: