Bazı günler vardır ki, insanın kalbine dokunan olaylar arka arkaya gelir ve fark edersiniz:
Bu sadece bir gün değil, bir imtihandır.
İşte benim için bu Cuma böyle bir gündü.
Sabah çalıştığım kurumun penceresinden dışarıya bakarken, sıradan bir manzaranın aslında ne kadar derin bir anlam taşıyabileceğini bir kez daha gördüm. Bir hasta ya da hasta yakını, çimlerin üzerine serdiği hırkanın üzerinde, bütün kalbiyle secdeye kapanmıştı. Hastane bahçesinin koşuşturmacası, cihaz sesleri, insanların telaşı… Hepsi bir anda susmuş gibiydi. O secde, bütün gürültülerin ortasında kurulmuş bir huzur adasıydı.
Çok etkilendim. Çünkü o görüntü bana şunu fısıldadı:
Gerçekten inanıyorsan, zamanın ve mekânın hiçbir kıymeti kalmaz.
İnandığın an, yer yağız bir seccadeye dönüşür; gök, bir mabedin kubbesi gibi üstüne kapanır.
Bunu seyretmek bile insanın ruhuna şifa oluyor.
Daha o anın etkisini sindiremeden, Allah’ın bana aynı gün ikinci bir sınav hazırladığını bilmiyordum.
---
Sabah erken saatlerde iş yerine geldiğimde kapıda bir teyze vardı. Elinde yürüteç… Yaşının ağırlığı omuzlarına çökmüş ama bakışlarda garip bir direnç.
Adı Eşe, Urganlı Mahallesi’nde oturuyormuş.
95 yaşında.
İlaçları bitmiş, yazdırmak için gelmiş.
İki kızı varmış…
Ama ilgilenen yokmuş.
Yalnızlığın, insanın omurga kemiğine işleyen soğuk bir tarafı vardır ya; Eşe teyzenin sesinde o soğukluğu duydum.
“Doktora kendim çıktım evladım” dedi.
Tetkik istemişler, hepsini kendi başına yaptırmış.
Sonuç için öğleden sonrayı bekliyordu.
Sadece tıbbi rapor beklemiyordu aslında…
O koridorda, insanlığın merhametini bekliyordu.
Öğle vakti ona bir yemek alıp karnını doyurdum.
Sonra yine kolundan tutup doktora çıkardım. Sonuçlara bakıldı, ilaçları yazıldı.
Bütün süreç boyunca bana hep aynısını söyledi:
“Allah senden razı olsun evladım.”
Hüzünle karışık bir minnetti bu. Çünkü bu yaşta bir insan, kendi çocuklarından duyması gereken sözü, bir yabancıya söylüyorsa…
Orada sadece kırgınlık değil, bir ömürlük bir yalnızlık vardır.
Ve ben bunu Cuma günü yaşadım.
Allah’ın kulunu sınadığı, kalpleri tarttığı, niyetleri yokladığı gün…
---
Teyze anlatmaya devam etti:
Eşi vefat ettiğinde sokakta kalmış.
Evlatları sahip çıkmamış.
Komşuları bir ev açmış, bakımını da onlar üstlenmiş.
Evlatların vefasızlığı kadar, komşuların merhameti de boğazımda düğüm oldu.
Biri insanlığın karanlık yüzünü,
diğeri Allah’ın yeryüzüne serptiği iyilik tohumlarını gösteriyordu.
İşler bitince teyzeyi taksiye bindirdim, elimle arabanın kapısını kapattım.
Giderken aynadan bana son kez baktı. O bakış öyle bir şeydi ki…
Sanki “Bugün Allah seni imtihan etti evladım” der gibiydi.
Ben de içimden şöyle dedim:
“Ya Rabbi, bu Cuma beni iki kez sınadın:
Bir secdeyle imanı,
bir teyze ile merhameti ölçtün.
Umarım ikisinden de yüzümü kara çıkarmadım.”
---
Bugün bana çok şey öğretti.
Biri; çimlerin üzerine hırka serip secdeye kapanan bir insanın teslimiyeti.
Diğeri; 95 yaşında hayata tutunmaya çalışan bir annenin yalnızlığı.
Ve ikisi de aynı hakikati söyledi:
Mekânın değeri yok, insanın yüreği var.
İnsanın malı mülkü yok, sınavı var.
Günün adı bile yok, imtihanın zamanı var.
O yüzden…
Bazı günler sadece gün değildir.
Bazı insanlar sadece karşılaşma değildir.
Bazı anlar, Allah’ın kulunun kalbine bıraktığı sessiz bir sınavdır.
Bugün Cuma idi.
Ve ben bu Cuma’nın, hayatımın en derin imtihanlarından biri olduğunu düşünüyorum.
-Şeyda GÖKTEN
Yorumlar
Kalan Karakter: