16 Kasım 2025. Türk fikir hayatının en keskin ve en derin sesi olan, şair ve mütefekkir Sezai Karakoç’un aramızdan ayrılışının dördüncü yılı. O dört yıl geçti, ancak onun bıraktığı "Diriliş" kavramı, bugün her zamankinden daha çok tartışılıyor, daha çok aranıyor.
Karakoç’u diğerlerinden ayıran en önemli özellik, edebiyatı bir araç değil, medeniyetin kendisi olarak görmesiydi. Ona göre şiir; ruhun sesi, yazılar ise aksiyonun planıydı. O, şiir yazarken bile, çöken bir medeniyetin enkazından yeni bir medeniyetin tohumlarını atmayı hedefliyordu.
Diriliş: Sadece Bir İsim Değil, Bir Metot
Bugün Karakoç’u anarken, sadece Mona Rosa'nın romantik şairini veya Hızırla Kırk Saat'in mistik anlatıcısını değil; en çok da Diriliş Neslinin Amentüsü'nü yazan, katıksız fikir adamını hatırlamalıyız.
Karakoç'un ömrünü adadığı "Diriliş" fikri, nostaljik bir geri dönüşü değil; geleneği kökünden alıp modern dünyanın meydan okumalarına karşı yeni bir sentez oluşturmayı teklif ediyordu. Diriliş, basitçe iman etmekten ziyade, o imanın hayatın her anına, sanata, ekonomiye ve siyasete yayılarak somutlaşması demekti.
Koşu Bittikten Sonra da Koşan Atlar
Sezai Karakoç’un mücadelesini ve idealist duruşunu en iyi özetleyen cümle belki de şuydu: "Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız."
Bu ifade, onun için; kısa vadeli başarıların, günlük hesapların veya alkışın peşinde koşmamak anlamına geliyordu. Diriliş davası, bitmeyen bir maratondu. Zaferin ilan edildiği an bile durmamayı, hedefe ulaşıldığında yeni ve daha büyük hedeflere yönelmeyi emrediyordu. Karakoç, kendisini anlık sonuçlara endeksleyen dünyevi yarışın dışında tutarak, asıl mücadelenin, yani medeniyet yarışının zaman ve mekân sınırlarını aşan bir süreklilik gerektirdiğini vurguluyordu. Bu söz, inanç ve davanın getirdiği ebedi sorumluluğun bir beyanıydı.
Dört Yıl Sonra Neredeyiz?
Peki, Karakoç'un bedenen aramızdan ayrılışının dördüncü yılında, onun idealize ettiği nesil nerede? Bu bitmeyen koşuya ne kadar devam edebiliyoruz?
O, bize 'suyu tersine akıtmayı' öğütledi. Biz, çağın akıntısına karşı ne kadar direnebiliyoruz?
O, bize Batı'yı taklitten kurtulup 'göklerimizi kendi medeniyetimizin ışığıyla aydınlatmayı' işaret etti. Fikri üretimimizde bu ışık ne kadar belirgin?
Karakoç'un sessizliğe bürünmesinden bu yana geçen sürede, onun düşünce mirasını devraldığını iddia edenlerin, Diriliş idealini günlük ve sığ tartışmalara indirgeme riskini taşıdığını üzülerek görüyoruz. Karakoç'un Dirilişi, bir slogan değil; sürekli bir tefekkür, öz eleştiri ve eylem disipliniydi.
Bize Düşen Ne?
Şair-düşünür, her zaman bir nehrin kaynağı gibi temiz ve berrak kalmayı başardı. Bizim ona olan borcumuz, sadece anmakla sınırlı kalmamalıdır. Borcumuz; onun eserlerine geri dönerek, şiirin ve fikrin birleştiği o yüksekliği yeniden keşfetmek olmalıdır. Dirilişin sırrı, büyük laflarda değil; onun önerdiği gibi, önce kendi ruhumuzda 'dirilmekte' gizlidir.
Vefatının dördüncü yıl dönümünde, Sezai Karakoç’a Allah'tan rahmet dilerken, onun bize miras bıraktığı o eşsiz tefekkür mirasını, yeni nesillere doğru bir şekilde aktarma sorumluluğumuzu bir kez daha hatırlıyoruz. Ruhu şad, mirası daim olsun.
-Şeyda GÖKTEN
Yorumlar
Kalan Karakter: