Bir ülkenin zenginliği yalnızca kasasındaki para miktarıyla ölçülmez. Zenginlik; güçlü devlet yapısıyla, ayakta duran kurumlarıyla, umutla geleceğe bakan gençliğiyle, insanına sunduğu hizmetle ve ortaya koyduğu eserlerle anlam kazanır. Türkiye, son 23 yılda işte tam da bu anlayışla yeniden inşa edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde geçen bu uzun ve zorlu süreç, Türkiye’yi eski alışkanlıkların, vesayetin ve kronik sorunların pençesinden çıkarıp güçlü bir devlet refleksine kavuşturdu.
2002 öncesi Türkiye’yi hatırlayanlar iyi bilir: IMF kapılarında bekleyen, üçlü koalisyonlarla yönetilen, memuruna maaş ödeyemeyen, hastane kapılarında kuyruklarda sabahlayan bir ülke vardı. Bugün ise kendi uydusunu fırlatan, savunma sanayinde oyun kurucu olmaya aday, sağlık hizmetini dünyanın en ileri ülkeleriyle yarışır seviyeye taşıyan bir Türkiye var. Bu tablo, tesadüflerin değil, kararlı bir siyasi iradenin sonucudur.
Savunma sanayii bu dönüşümün en somut örneklerinden biridir. Bir dönem iğne ucu dahi ithal eden Türkiye, bugün İHA’larını, SİHA’larını, milli gemilerini, zırhlı araçlarını, helikopterlerini ve yerli-milli silah sistemlerini üreten bir ülke konumuna gelmiştir. Bayraktar’lar, Akıncı’lar, Altay Tankı, TCG Anadolu yalnızca askeri projeler değil; Türkiye’nin bağımsızlık iradesinin, “kendi göbeğini kendi kesme” kararlılığının simgeleridir. Savunmada dışa bağımlılığın azalması, ülkenin hem güvenliğini hem de ekonomik gücünü artırmıştır.
Sağlık alanında yaşanan dönüşüm ise doğrudan milletin hayatına dokunan bir devrim niteliğindedir. Şehir hastaneleriyle modern sağlık altyapısı kurulmuş, randevu sistemiyle hizmete erişim kolaylaşmış, vatandaşın ilaca ve doktora ulaşımı hızlanmıştır. Eskiden SSK hastanelerinde yaşanan eziyetler, bugün yerini insan onuruna yakışır hizmet anlayışına bırakmıştır. Pandemi sürecinde Türkiye’nin sağlık sisteminin ayakta kalması, hatta birçok ülkeye yardım edecek kapasiteye ulaşması bu vizyonun bir sonucudur.
Gençlik ve spor alanında yapılan yatırımlar da geleceğe atılmış güçlü adımlardır. Yurtlar, spor salonları, stadyumlar, yüzme havuzları, gençlik merkezleri Türkiye’nin dört bir yanına yayılmıştır. Gençler artık sadece hayal kuran değil, hayalini gerçekleştirebileceği imkânlara sahip bireylerdir. Spor tesisleriyle, burslarla, destek programlarıyla gençliğe yatırım yapılmış; “gelecek” söylemi somut projelere dönüştürülmüştür.
Çevre, şehircilik ve konut politikalarıyla Türkiye modern şehircilik anlayışıyla tanışmıştır. Kentsel dönüşüm projeleriyle depreme dayanıklı yapılar inşa edilmiş, milyonlarca aile güvenli konutlara kavuşmuştur. TOKİ eliyle dar gelirli vatandaşlar ev sahibi yapılmış, sosyal devlet anlayışı betonarme bir gerçekliğe dönüşmüştür. Yeşil alanlar, millet bahçeleri, çevre projeleriyle şehirler nefes almıştır.
Ulaştırma ve altyapı yatırımları ise adeta Türkiye’nin damarlarını yeniden örmüştür. Bölünmüş yollar, otoyollar, köprüler, tüneller, hızlı tren hatları, havalimanları… Bir zamanlar “hayal” denilen projeler bugün günlük hayatın sıradan bir parçasıdır. İstanbul Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, Avrasya Tüneli yalnızca beton ve çelikten ibaret değildir; zaman kazancı, ekonomik canlılık ve uluslararası prestij demektir.
Tarım ve orman alanında da ciddi destekler sağlanmış; çiftçiye mazot, gübre, tohum ve alım garantileriyle üretim teşvik edilmiştir. Yerli üretimi artırmaya yönelik politikalar, kırsal kalkınmayı desteklemiş; tarım stratejik bir alan olarak ele alınmıştır. Orman varlığı artırılmış, yangınla mücadelede modern ekipmanlar devreye alınmıştır.
Ekonomi başlığında ise maaş artışları, sosyal destekler ve istihdam politikaları dikkat çekmektedir. Asgari ücrette, memur ve emekli maaşlarında yapılan artışlarla vatandaşın alım gücü korunmaya çalışılmıştır. Sosyal yardımlar sistematik hale getirilmiş, devlet ihtiyaç sahibine ulaşan bir mekanizma kurmuştur. Yoksulluk sınırını azaltmaya yönelik bu politikalar, sosyal devlet ilkesinin hayata geçirilmiş hâlidir.
Bugün kafelerin, alışveriş merkezlerinin dolup taştığı; insanların seyahat ettiği, tükettiği, sosyal hayata katıldığı bir Türkiye gerçeği vardır. Bu tablo, ülkenin bolluk ve bereket içinde yaşayan dinamik bir toplum yapısına sahip olduğunu göstermektedir. Elbette sorunlar vardır, elbette eksikler konuşulmalıdır. Ancak büyük fotoğrafa bakıldığında Türkiye’nin 23 yılda kat ettiği mesafe inkâr edilemez.
Erdoğan liderliğinde geçen bu dönem, Türkiye’nin özgüven kazandığı, ayakta durmayı öğrendiği ve kendi yolunu çizmeye başladığı bir dönemdir. Yapılan her yol, her hastane, her tesis; bu milletin ortak emeğinin ve geleceğe olan inancının eseridir. Türkiye bugün dünden daha güçlü, yarından ise daha umutludur.
— Şeyda GÖKTEN
Yorumlar
Kalan Karakter: