Bir Çınar Devrildi: Anneannem Hamiyet Karabıyık
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun…
Bazı insanlar vardır; yaşarken fark edilmez, sesleri yükselmez, kendilerini öne çıkarmazlar.
Ama onlar gidince anlarsınız ki, meğer bir ev değil, bir hayat ayakta duruyormuş onların sayesinde.
Anneannem Hamiyet Karabıyık, işte tam olarak öyle bir insandı.
O bir Anadolu kadınıydı.
Cefanın ne olduğunu ezbere bilen,
fedakârlığı hayat biçimi haline getiren,
kendini değil, başkalarını önceleyen bir ömür taşıdı.
Ben ona hep “Papatya Prensesim” derdim.
Çünkü papatya gibi sade yaşadı, gösterişsizdi.
Ama papatya gibi her şartta ayakta kalmayı bildi.
Ezildi belki, yoruldu belki ama asla kırıldığını belli etmedi.
Beni o büyüttü.
Sadece beni değil;
evlatlarını, torunlarını, torunlarının çocuklarını…
Bu ailede kim varsa, onun alın terinden, duasından, sabrından pay aldı.
Bir neslin mayası onun ellerinde yoğruldu.
Hayat ona ağır yükler verdi.
Ama o yükleri kimseye taşırmadı.
Acısını sessizce içine attı,
yorgunluğunu tebessümüyle örttü.
“Ben iyiyim” derken, aslında herkes iyi olsun diye susmayı seçti.
Anneannem dik duruşluydu.
Bağırarak güçlü olunmazdı onun dünyasında.
Gözyaşını gizleyerek, sızıyı içine gömerek güçlü olunurdu.
Kimseye yük olmamayı, kimseyi üzmemeyi kendine görev bilirdi.
Hastalığında da öyleydi…
Canı yanarken bile belli etmemeye çalıştı.
Ama biz torunları olarak, son ana kadar onun yanındaydık.
Yoğun bakım kapılarında umutla bekledik.
Elini tuttum.
Bırakmadım.
Bir an olsun yalnız bırakmadık.
O makinelere bağlıyken bile,
elini tuttuğumda gözlerindeki o tanıdık sıcaklığı hissettim.
Sanki hâlâ “Korkma, ben buradayım” diyen oydu.
Oysa bu kez yanında olan, ona tutunan bizdik.
Bir ömür herkese kol kanat geren bir kadının,
son yolculuğunda yalnız kalmasına gönlümüz razı gelmedi.
Son nefesine kadar sevgimizi hissetsin istedik.
Ve hissettiğine inanıyorum…
Anneannem, ailemizin son büyüğüydü.
Bir devrin sonuydu.
Onu kaybetmek, sadece bir insanı değil;
bir geleneği, bir sesi, bir duayı, bir sığınağı kaybetmekti.
Artık soracak bir “büyüğümüz” kalmadı.
Artık “anneanne ne der?” diye düşüneceğimiz bir kapı kapandı.
Bu kayıp, içimizde tarifsiz bir boşluk bıraktı.
Ama ardından kocaman bir miras bıraktı:
İyilik mirası…
Sabır mirası…
Dik duruş mirası…
Onun hayatı bize şunu öğretti:
Sessiz yaşanır ama derin yaşanır.
Gösterişsiz sevilir ama sonsuz sevilir.
Ve bir insan, öldükten sonra bile nesiller boyunca yaşamaya devam edebilir.
Şimdi kalbimde büyük bir hüzün var.
Ama o hüznün içinde gurur da var.
Böyle bir anneanneye sahip olmanın onuru var.
Mekânın cennet olsun Papatya Prensesim…
Bu dünyada çok yoruldun.
Şimdi Rabb’inin rahmetine emanet ol.
Sen acını belli etmedin,
biz şimdi yokluğunu haykırıyoruz.
Ruhun şad olsun.
Yerin nur olsun.
Adın, torunlarının kalbinde ve torunlarının torunlarında yaşamaya devam edecek...
-Şeyda GÖKTEN
Yorumlar
Kalan Karakter: