“Allah dostları, öldükten sonra daha çok yaşar.”
Necip Fazıl Kısakürek, bu hakikatin yaşayan timsaliydi. Vefatının üzerinden yıllar geçse de o hâlâ, fikirleriyle, mısralarıyla, çığır açan tesiriyle aramızda dolaşıyor. Onu anlamak; sadece bir şairi ya da mütefekkiri değil, bir çağın sancısını ve bir milletin dirilişini anlamaktır.
Bir adam düşünün ki, kalemiyle koca bir neslin ruhuna istikamet çizsin…
Bir adam düşünün ki, "Çile" adlı bir kelimenin içini, ümmetin yüzyıllık derdiyle doldursun…
İşte o adamdı Necip Fazıl.
Modernliğin ruhsuzluğuna karşı inancın çığlığıydı o. Şiirle konuştu, dava ile yaşadı, fikirle dirildi.
“Zindandan Mehmed’e Mektup”ta bir direnişi fısıldadı:
> “Zindanda, dakika farksız asra
Kararıp donmuşuz, namazda niyazdayız
Yüzümüz yıkanmış nurdan bir tasla
Ve sekiz yıkanmaz günah içindeyiz…”
Bu mısralarda sadece bir mahpus değil, mazlum coğrafyaların kaderini yaşayan nice Mehmet vardı.
Filistin’in, Doğu Türkistan’ın, Suriye’nin, Kudüs’ün yüreğine tercümandı o.
Kızıl elma sevdasında, Ayasofya hasretinde, Anadolu’nun ruh köklerinde bir arayıcıydı.
Bugün, ekranların tozunda fikir sığlaşırken; Necip Fazıl gibi bir fikir burcuna yeniden tutunmaya muhtacız. Çünkü o, bize sadece şiiri değil; davayı, direnişi, derinliği öğretti.
Çünkü o, “Tohum”dan “Çile”ye, “Batı Tefekkürü”nden “İdeolocya Örgüsü”ne kadar bütün eserlerinde hakikat arayışının peşindeydi.
Çünkü o, “ben her gece ölesim geliyor” diyen gençlerin yolunu aydınlatan fikrin kandiliydi.
Bugün onun yıl dönümünde sadece bir şairi anmak değil, bir duruşu, bir diriliş çağrısını hatırlamak gerekir.
Çünkü Necip Fazıl, “Kim var?” denildiğinde, sağına soluna bakmadan “Ben varım!” diyebilenlerin şairidir.
Ve bu aziz millet, o “ben varım” diyenleri hiçbir zaman unutmaz.
Ey Üstad! Ruhun şâd, mekânın cennet olsun.
Sen gittin ama senin izinde yürüyen dervişler hâlâ o “Büyük Doğu” sabahına inançla bakıyor…
Hatırasına Hürmetle...
Şeyda GÖKTEN
Gazeteci-Yazar
Yorumlar
Kalan Karakter: