Bir çocuk düşünün…
Karnı aç, gözleri kederle dolu, ellerinde ise boş bir kap… O kap aslında sadece bir tencere değil; dünyanın suskunluğunu, adaletsizliğini ve zalimliğe ortak oluşunu taşıyor. O çocuk, yemek kuyruğunda saatlerce bekliyor. Ama o kuyruğun başında ne zaman ölümün soğuk nefesi mi, yoksa bir tas sıcak çorba mı geleceğini bilmiyor. Çünkü İsrail denilen zulüm makinesi, açlığa mahkûm ettiği o insanların ekmek kuyruğunu bile hedef almaktan utanmıyor.
Gazze, sadece bir şehir değil artık. Gazze; insanlığın onur sınavıdır.
Her gün bir annenin gözleri önünde evladı açlıktan yitip gidiyor, bir babanın çaresizliği göğsüne saplanmış hançer gibi büyüyor. Geceleri bombaların aydınlattığı gökyüzünde yıldızlardan çok gözyaşları parlıyor. Evlerin duvarları yıkılmış, hastaneler boşaltılmış, mezarlıklar ise taşacak hâle gelmiş. Ama en acısı, dünyayı yönetenlerin vicdanları hâlâ kapkara karanlıklarda…
Diplomasinin sahte tebessümleri, işgal altındaki Gazze sokaklarında yankılanan feryatları dindirmiyor. Masalarda söylenen “kınama” sözleri, açlıktan ölen bebeklerin nefesini geri getirmiyor. İnsanlık, büyük bir imtihandan geçiyor ve çoğu bu sınavda kalemin ucunu bile oynatmıyor.
Gazze’de açlığın kuyruğuna dizilen kadınlar, aslında insanlığın utanç kuyruğunu temsil ediyor. Her biri birer sessiz çığlık… Kim bilir hangi anne, boş tabağını dolduramadığı için çocuğunun gözlerinin içine bakamaz hâle geldi? Kim bilir hangi baba, o kuyruğun sonunda “yemek tükendi” sözüyle dizlerinin üzerine çöktü?
Ama İsrail için bu tablo yeterli gelmiyor. Onlar yalnızca evleri, hastaneleri değil; umut kuyruğunda bekleyen insanları da hedef alıyor. Çünkü onların derdi sadece toprak değil; insanlığın şerefini, haysiyetini ve onurunu yok etmek.
Gazze, açlığa terk edilen çocukların mezar taşıdır artık.
Gazze, çaresiz annelerin gökyüzüne açtığı elleridir.
Gazze, insanlığın boynundaki ağır zincirdir.
Ve o zinciri kırmak için ses vermeyen her devlet, her toplum, her birey aslında zulmün ortağıdır.
Ey dünya!
Ey kendini medeniyet diye tanımlayan çağdaş toplumlar!
Siz hangi vicdanla uyuyorsunuz? Hangi yastıkta başınızı koyuyorsunuz? Çocukların kemiklerinin sayıldığı, annelerin evlatlarının cansız bedenlerini kucakladığı bir dünyada hangi insanlık değerinden bahsedebilirsiniz?
Gazze yanıyor!
Gazze açlığa, ölüme, yok oluşa sürükleniyor. Ama bu sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın dramıdır. Çünkü bugün Gazze’de açlıktan ölen bir çocuk, aslında insanlığın ortak evladıdır.
Ve ey zalim İsrail!
Senin bombaların evleri yıkar, insanları öldürür; ama Gazze’nin iradesini, mazlumların direncini asla yıkamaz! Senin kasap ellerin çocukların ekmek kuyruğunu hedef alır; ama onların duası göğe yükselir ve seni lanetler.
Tarih seni kara bir sayfa olarak anacak. Senin adın, zulmün ve soykırımın sembolü olacak. Her bombanda, her açlıktan ölen çocukta, her feryatta insanlık senin karanlık yüzünü görecek.
Ve ey insanlık!
Gazze senin onur sınavındır.
Bir tas çorba için kuyruğa giren çocukları görmezden gelirsen, yarın kendi evlatlarının gözlerine bakamayacaksın. Suskunluğun, açlığın soğuk nefesiyle birleştiğinde, işte o zaman çok geç olacak.
Unutma!
Gazze sadece bir şehir değil; Gazze senin vicdanındır.
Gazze düşerse, insanlık düşer.
Gazze ölürse, umut ölür.
Bugün Gazze’yi sahiplenmek, aslında insanlığın onurunu sahiplenmektir.
Çünkü Gazze yaşarsa, insanlık da yaşayacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: