Necip Fazıl’a Söz Söylemek, Aynaya Taş Atmaktır
Bazı sözler, sahibinden çok muhatabını yüceltir. Çünkü o sözler, kendini küçülten bir sığlıkla dile getirilir ve karşısında duran yüceliği daha da belirgin hale getirir. Son günlerde kamuoyuna yansıyan birtakım beyanlarda, bu milletin fikir atlasında derin izler bırakmış büyük isimlere yönelik hürmetsizlikler maalesef sıradan bir cesaret değil, ciddi bir cehalet emaresi olarak tezahür etmektedir.
Her dönemde olduğu gibi bugün de, sadece kelimelere değil; o kelimeleri taşıyan ruha da düşmanlık edenler vardır. Lakin bilmezler ki, milletin gönlünde taht kurmuş bir isme dil uzatmak, onu yerinden oynatmaz. Aksine, hakaret edenin zihinsel mevkisini ele verir.
Bir Dava Adamı: Necip Fazıl
Necip Fazıl Kısakürek, yalnızca bir şair değildir. O, bir dönemin vicdanıdır; çilesini satıra dönüştürmüş bir fikir işçisidir. Kalemiyle kurşun gibi kelimeler sıkan, mısralarıyla ruhu ayaklandıran bir öncüdür. O, “çile”nin hamurunda pişmiş bir ömürdür. Hayatını, milletin dirilişine adayan bir mimardır.
“Sakarya Türküsü”, bu milletin yorgun ama vazgeçmeyen nehridir:
“Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya...”
diye haykırırken, sadece bir ırmağın hikâyesini değil; bir ümmetin dramını dile getirmiştir.
“Zindandan Mehmed’e Mektup”ta, demir parmaklıkların ardından dahi ümide tutunan bir ruhun, imanla yoğrulmuş sesidir:
“Zindandan Mehmed’e mektup var!”
diye başlayan satırlar, sadece bir baba değil, bir dava adamının iç çekişidir.
Onun kaleme aldığı “Reis Bey”, adaletin vicdanla, merhametle yoğrulması gerektiğini anlatırken; “Tohum” ve “Bir Adam Yaratmak” gibi eserler, insanın iç hesaplaşmasını, varoluş sancısını ve hakikat arayışını sahnelemiştir.
Küçük Hesapların Büyük Adamları Yargılamaya Yetmediği Yer: Milletin Vicdanı
Necip Fazıl; sözüyle, susuşuyla, yürüyüşüyle ve her şeyden önce inancıyla bir medeniyetin yeniden ayağa kalkışını müjdelemiştir. "Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik..." diyerek sadece bir ideal değil; bir istikamet çizmiştir. Ömrünü “Allah’a kul olmanın” şuuruyla geçirmiş, her mısrasına bir kıyam ruhu sinmiştir.
O’na laf uzatmak, aynaya taş atmaktır. Çünkü o, bu milletin ruhunu yoğuranlardan biridir. Onun eserlerini okumadan, fikir dünyasını tanımadan, dönemiyle mücadelesini anlamadan ahkâm kesmek; tarih önünde ağır bir vebal, düşünce namusu açısından ise telafisi imkânsız bir ayıptır.
Kalbinde İman Taşımayana Fikir Ağır Gelir
Bugün kürsülerden bağırarak, halkın değerlerine üst perdeden konuşarak bir yere varacağını sananlar şunu bilmeli: İmanla yazılan bir satır, makamla söylenen bin söze bedeldir. Kıymet, koltukla değil, halkın kalbinde yer edinmekle ölçülür.
Necip Fazıl’ı anlamadan konuşmak, bu toprakların ruhunu inkâr etmektir. O,
“Ben, nar ağacıyım; kim dokunsa yanar...”
diyecek kadar derin;
“Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!”
diyecek kadar yiğit;
“Kim var denince, sağına soluna bakmadan fert fert 'ben varım'”
diyecek kadar cesur bir mütefekkirdir.
Saygı, Sadece Makamlara Değil, Mazrufa da Olmalı
Bugün yürekleri mühürlü bazı diller, Necip Fazıl gibi abide şahsiyetlere saldırmayı bir tür ‘özgüven’ zannetse de; bu tutum ne siyaset üretir, ne de değer... Çünkü küçüklük, büyükleri küçümsemekle değil; kendi küçüklüğünü idrak edememekle başlar.
Büyük dava adamlarını anlamak, onların yaşadığı zamanın ruhuna inmekle mümkündür. Aksi hâlde, isimlerini anmak bile bir hakarete dönüşebilir. İşte bu yüzden, Necip Fazıl gibi abide şahsiyetleri konuşurken, kelimelerimize edep, ifadelerimize izan katmak mecburiyetindeyiz.
Sözün özü ile tamamlamak gerekirse:
Onu sevenler için Necip Fazıl, hâlâ diridir. Kaleminin mürekkebi hâlâ yürekleri tutuşturur. Ve onu anlamayanlar için söyleyecek tek şeyimiz var:
“Necip Fazıl susmaz. Siz duymasanız da, O hâlâ konuşur.”
Çünkü o, susan değil; suskunluğu ile konuşan, sustuğunda bile milletin kalbinde haykıran bir davanın adıdır.
Şeyda GÖKTEN
Gazeteci-Yazar
Yorumlar
Kalan Karakter: