Yol mu yoldaş mi?
Selamın Aleyküm Dostlar,
"Önce yoldaş, sonra yol" diyor Şair..
Yolun güzelliği ise yoldaşın güzelliğinden geliyor. Bir yola çıkacaksanız; mesela hayat gibi, yanınızda Size değer veren, kıymetinizi bilen insana ve insanlara yer verin.
Güzellik yolun güzelliği kadar yoldaşın da güzelliğinden gelir.
Yola çıkınca, yanlız iseniz o yol üzerinde bir dayanak ararsınız. Çünkü yükünüz ağırdır. Dışarıda düşmanların hainliğine, içerde dostların ihaneti ile karşı karşıya kalırsınız. O yüzden tek başına mücadele etmektense, birlik olup yek vücut olarak karşılık vermek evladır.
Bir davası olmalı insanın, bir amacı, bir emeli, bir arzusu kemale erdireceği bir muradı olmalı insanın.. Bir dava için yürüyorsan, davan Hak' (c.c) ise davan seni ayakta tutar ve zafere götürür. Dava adamı, hiçbir zaman sadece kendisinin kurtuluşu için çalışmaz. Çünkü hayat, inananlar ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur. Ne güzel söylemiş Üstad Necip Fazıl Kısakürek
"Gayemiz şahıs değil, şahısta tecelli eden dava"
Büyüklerin gösterdiği umut ışığı bizi her daim doğrunun yanında olmaya çağırıyor. Netekim, şairin de dediği gibi "Şüphe edersen ayağın seni taşımaz. Basacağım yürüyeceğim de bas ve yürü"
İşte tam da burada bastığı yolları toprak diyerek geçen ve altında kefensiz yatan isimsiz kahramanların anısına leke sürdüren, kişi ya da klinkler ortaya çıkıyor. Biz dışarıda düşmanı bertaraf etmeye çalışırken, içimizdeki bitaraf olmuş insan müsvetteleri kimin taşeronluğunu yaptığını bilmeden, kendi yurdu insanın evlatlarına, sebepsiz zulüm eder oldu. Günümüz dünyasında gelişen olaylar, bazı kesimin tek taraf mahkeme edilerek, neye karar verme yetkisi olduğunu bilmeden atıflarda bulunurlar. Bilmezler ki bu benliğinden kopmuş hareketler sadece ve sadece yolun ağırlığını bilmediği davaya zarar vermektedir.
Makamlar kişiler tarafından işgal edilemez. Hakimiyet, günü geldiği zaman koltuklar ile yüz yüze geldiğinde aslında o koltuktan oturanın nefsi olduğunu anlaması, durumun vehametini de beraberinde getirecektir. Koltuğu güçlü tutan vazifedir. Vazife verilenlerden olunması ve sorumluluk içerisinde var olmasına olanak tanınan kişiler, kimi zaman vazifesini yapamaz. Görevini ihmal eder. İş bu durum, uygun görülmez vazifeden alınır. Bazen de başka bir durum vuku bulur. Çok çalışırsın, aileni evini hatta kendini bile unutur çalışmanın ötesinde bir durum içerisine dahil olursun. Peki ne mi olur ? Yine içerden darbe yine içerden davayı sabote edenler ile karşı karşıya kalırsın. Dava güç ister. Dıştaki değil, içteki ihaneti imha etmek için dava güç ister.
Dava, doğru yolda yürüyenlerin sırtlandığı öküz kalmış bir yanı ile sanki kimsesiz bir çocuğun yırtılmış kazağının kol tarafından sarkan parçalarıyla ağlayan yaşlı gözlerini silmesi gibi artık çaresiz ve biçaredir. Yolda hevesiyle ilerleyen insanları küstüren, inandığı ve baş koyduğu yoldan döndürenler yine bu kişilerdir. Kişiler için oluşagelmemiş olan bu dava yolunda, inandığı yoldan geri durmayanlar da çıkacaktır. Biraz geri durmak soluklanmak ve yine o sırada boş durmayıp çalışmak, kendini geliştirmek, ufkunu büyütmek ve hayalini kurduğun faaliyetlere başlamak da baş koyulan davaya hizmettir.
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük..
Bir dava uğrunda ölünecek kadar değerli değil ise, yaşanacak kadar da değerli değildir. Sözlerime Üstadın sözleri ile tamamlamak dilerim. Der ki:
"Millet olarak en büyük hatamız fikirde Müslüman, yaşantında gavur olmamızdır"
Kalın Sağlıcakla...
Yorumlar
Kalan Karakter: