Bir Temmuz sabahıydı…
Balkanlar’da güneş doğmadı o gün.
Çünkü insanlık, en karanlık gecelerinden birine uyanmıştı.
Srebrenitsa’da dağlar suskun, ırmaklar mahcup, toprak kan kokuyordu.
Birleşmiş Milletler’e sığınan binlerce masum, göğe bakıyordu o sabah…
Kadınlar çocuklarını göğsüne bastırıyor, erkekler dua ediyordu.
Ve dünya…
Dünya gözlerini kapamış, kulaklarını tıkamıştı.
1995 Temmuz'unda, Avrupa’nın göbeğinde, modern çağın en büyük utancı yaşandı.
Sadece isimleri Boşnak’tı onların.
Kimseye zarar vermemiş, sadece yaşamak istemişlerdi.
Ama cellatlar, üzerlerine ölüm kusarak geldiler.
Sırp askerleri, "güvenli bölge" ilan edilen Srebrenitsa'yı bir mezarlığa çevirdi.
Üç gün boyunca…
Babalar, oğullar, dedeler…
Yaş ayrımı yapılmadan katledildiler.
Bazıları bir kurşunla,
Bazıları göz göre göre açılan çukurlarda boğularak…
Çocukların çığlıkları ormanlarda yankılandı.
Annelerin gözyaşları Drina Nehri’ne karıştı.
Ve binlerce hayat, bir hiç uğruna toprağa gömüldü.
8.372 insan…
Bir rakam gibi duruyor değil mi?
Oysa her biri bir evin ocağı, bir annenin duası, bir eşin bekleyişiydi.
Dünyanın utancıdır bu!
İnsanlığın iflas ettiği gündür 11 Temmuz!
Bugün, Srebrenitsa’nın beyaz mezar taşları hâlâ sessizce konuşur:
"Unutmayın bizi…"
"Bakmayın öyle sessizliğimize, biz çığlık çığlığa haykırıyoruz!"
Unutursak, insanlığımızı kaybederiz.
Unutursak, yeni Srebrenitsa’ların önünü açarız.
Ve bil ki;
Bir halk katledildiğinde, yalnız onlar değil;
Vicdan da ölür, merhamet de…
Bugün sadece bir yas günü değil,
Bir uyanış günü olsun.
Mazlumun kimliği değil, zulmün kendisi utanç verici olandır.
Srebrenitsa, sadece bir soykırım değil;
Adaletin sustuğu, insanlığın toprağa gömüldüğü yerdir.
Şeyda GÖKTEN
Yorumlar
Kalan Karakter: